Şirketin etiketi hazır, ya sizinki?

Seçil Şendağ | 2010-03-15

İki buçuk yaşındaki oğlum "Anne, sen ne iş yapıyorsun?" diye sordu geçenlerde. Zor soru. Şimdi çocuğa "iletişim danışmanıyım oğlum" desem, bir şey ifade etmeyecek. Düşünüp, "hani, senin sevdiğin çikolata, sevdiğin oyuncakçı var ya, işte onların tanınmasını sağlıyorum ben" dedim ciddi bir ses tonuyla. Bizimkinden yanıt "Beni de tanıt, anneee.." oldu. "Kime tanıtacağım, sınıfında bütün arkadaşların seni tanımıyor mu zaten" diye sorunca, bıcır bıcır anlatmaya başladı. Meğer küçük oğlum, gittiği kreşin bağlı olduğu okuldaki ablalar, ağabeyler de onu tanısın istiyormuş. Onların doğum günlerine davet edilmek istiyormuş. Çağırmıyorlar diye üzülüyormuş.

Büyük hedef. İki buçuk yaşındaki bu küçük adam, 900 kişilik okulun tüm doğumgünlerinin "onur konuğu" olacak. Bunun için, benden yardım istiyor. Artık, "kuzguna yavrusu güzel mi görünür" dersiniz, yoksa mesleki heyecan mı bilmem ama ben "işte, adam olacak adam. Yapar bu dedim, iki -üç seneye kalmadan bütün okula tanıtır kendini..."

Oğluma anlatamadığım işi, yirmi yıla yakın süredir yapıyorum. Kurumların, markaların tanıtımları için çalışıyorum. Her kurumun, her markanın bir algısı var. Bu algıyı oluşturmak için adım adım düşünen ekipleri, şirketleri var. Önce hedefler belirleniyor, sonra bu hedefe erişmeyi sağlayacak yöntemler, ardından da eyleme geçiliyor. Planlı olacaksın, stratejik davranacaksın, rekabetin arasından sıyrılacaksın... Fark yaratacaksın, farkı açacaksın ki ayakta kalasın. Ne kadar proaktif davranırsan da o kadar iyi.
Bu yüzden oğlum için ümitlendim. Ne istediği biliyor, gelecek planı şimdiden hazır..

*****

Kurumların markalaşma yollarıyla, kişilerinki birbirinin aynı aslında. Herşey, seni nasıl algılıyorlar üzerine kurulu. Senin hikayeni kimler anlatıyor, kimler arasında konuşuluyorsun, yaptıklarını ne kadar biliyorlar ? Ya sen kendi hikayeni nasıl kurguluyorsun, ‘bugünkü sen'den ‘yarınki sen'e yolculuk hikayen ne kadar hazır? İç yolculuğun nereye... Bavulun üstündeki etikette ne yazıyor?

İşte "Business etiquette - iş etiketi " denen kavram bu... Sizi nasıl algılıyorlar, kişisel markanız ne kadar tanınıyor, sizi ne kadar doğru yansıtıyor ve siz bu markayı nasıl yönetiyorsunuz ?

Okul defterlerinize yapıştırdığınız bir etiketi hatırlayın. Küçük, üstünde isim yazmak için boş bir alanı olan. Hani kenarlarında çeşitli süsler olan. En sevdiğiniz, sizi en iyi anlatanı özenle seçip, üstüne adınızı yazarsınız. Benim sevdiklerim, harita metod defterlerime yapıştırdığım Şeker Kız Candy'li etiketlerimdi. Şimdi de, alışveriş etiketlerini düşünün. Hangi firma yapmış, hangi malzemeden yapmış, kaç beden ve kaç liraya satılıyor... Bir etiketle anlatılıverir herşey. Küçük, kısa ve basit.

Böyle, basit göründüğüne bakmayın. Bir etiketi yaratmak, ürünlerini onunla en doğru şekilde tanıtmak için aylarca çalışır pazarlama departmanları, reklamcılar. Önce hedefler belirlenir. Nasıl bir ürün yaratılacak, neden yapılacak, kime satılacak. Her şey bu stratejik planlamanın ardından gelir. SMART hedefler konur, bu hedeflere ulaşmak için çalışılır.

Bizlere iş hayatında takılan etiketlerin de bu etiketlerden bir farkı yok aslında. Gerçek sizden, dış dünyaya nasıl bir algı yaratıyorsunuz. Kendinizle ilgiyi başkalarına verdiğiniz mesajlar sizi kendi hedefinize ne kadar taşıyor. Etiketiniz, siz oluyorsunuz.

İngilizce'de bir atasözü var. Kitabı kapağına bakarak değerlendirmeyin diyorlar. Ama öyle olmuyor işte. Raflardan bile kapaklarıyla sıyrılıyor kimi kitaplar.Tıpkı kalabalık bir iş toplantısında dikkat çeken, etrafında kalabalık halkalar oluşturan kişiler gibi.

İlk izlenim ile ilgili pek çok zamanlama söylenir. Kimilerine göre 30 saniye, kimilerine göre üç dakika. Süre üzerine tartışmanın anlamı yok. Gerçek şu ki, ilk görüşte aşk, iş hayatında da var. Bir bakıp, tamam ben onunla iş yapmak isterim diyorsunuz ya da ilgilenmiyorsunuz...

Farz edelim ki, toplantı arasında kalabalığa karıştınız. Kendinizi tanıştırma zamanı. Hadi bakalım, otuz yıllık bir yaşamı otuz saniyeden kısa sürede anlatın. Bu yüzden beş sözcükle anlatacak bir hikayeniz olsun kendinizi, tıpkı bir markanın sloganı gibi. Etiket üstüne yazsanız, sığacak kadar...

Anlatacak bir hikayeniz olsun her zaman. Düşünülmüş, güncel ve çekici. Sessizlikleri bununla bölüp, tekrar sahne spotlarını kendinize çevirin. İyi hikayeleriniz olsun. Kulaktan kulağa yayılacak hikayeler. Hani, biz iletişimcilerin şirketler için kulaktan kulağa yaydığımız, hatta kocaman puntolarla gazetelerde, televizyonların ana haberlerinde yer alması için çalıştığımız türden hikayeleriniz olsun. Tabii bir de sizinle ilgili hikayeleri anlatmayı seven dostlarınız.

Hatasız kul olmaz, hatayı da iletişimcilerin kriz yönetimi olarak düşünün. Artık kriz yönetimi yerine gündem yönetimi deniliyor. Kriz, ortaya çıkmadan gündemi gark etmek ve kurumunuz adına yönetmek.

Kurumların marka yolculuklarıyla, kişilerinki aynı dedik. Kurumunuz için gösterdiğiniz bu özeni, kendiniz için de gösterin. Etiketinizde ne yazacağını önceden belirleyin.

Hedefinizi belirleyin, bu hedefe ulaşmak için nasıl algılanmanız gerektiğini de. Sonra, markalaşmanın dörtlü matriksini kendi yaşamınıza uygulayın.

UZMANLAŞIN FARK YARATIN
TANININ

HAYRANLIK YARATIN

İster kreşte olsun, ister uluslararası bir toplantıda. Taşıdığınız etiketin kendiniz yaratın ve en az ürününüz kadar önemseyin.